Nadide Fotoğraf
Saraybosna'da ekmek satıcıları, 1920
Çıktı almak yeniden renklendirmek isteyenler için yorumlarda yüksek çözünürlüklü versiyonları mevcut.
❤1
Balkanlar'da "Türk" Olmak: Etnisitenin Ötesinde Bir Medeniyet Kimliği
İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan süreçte, Balkanlar’da ve özellikle Bosna coğrafyasında "Türklük" kavramı, dar bir etnik aidiyetin çok ötesinde, dinsel ve medeniyetsel bir kimliğin sembolüydü. Gerek İtalyanca, Fransızca ve Almanca gibi Batı dönemi arşivlerinde gerekse dönemin Boşnakça kaleme alınmış matbu eserlerinde Boşnaklar için sıklıkla "Türk" ifadesinin kullanılması bir dil sürçmesi veya tesadüf değildir. Osmanlı'nın yüzyıllar boyunca uyguladığı "Millet Sistemi"nin sosyolojik bir mirası olarak Türklük; Balkanlar'da kan bağını değil, doğrudan doğruya İslamiyet'i, kültürel aidiyeti ve aynı medeniyet dairesine mensup olmayı ifade ediyordu.
1940'lara kadar Bosna'da "Türk müsün?" sorusuna etnik bir cevap yerine doğrudan "Elhamdülillah" cevabının verilmesi, bu sosyolojik gerçeğin en yalın özetidir. O dönemde Sancak bölgesinde yaşayan bir Arnavut ile bir Boşnak’ı aynı safta birleştiren, onları Ortodoks Sırplardan veya Katolik Hırvatlardan ayıran yegâne tarihi şemsiye "Türk" olmaktı. "Türk", Balkanlar'da Müslüman'ın eşanlamlısıydı.
Bu tarihsel kodlama sadece Müslümanların kendi içsel aidiyetleri için değil, Sırp milliyetçiliğinin "düşman" tanımı için de geçerliydi. Sırp zihniyeti, Boşnakları Balkanlar'dan söküp atılması gereken "öteki" olarak tanımlarken onları her daim "Türkler" (Sırpça pejoratif kullanımıyla Turčin) olarak hedef almıştır.
Bunun en somut ve kan dondurucu kanıtı, Srebrenitsa Soykırımı'nda yaşanmıştır. Bosna kasabı Slobodan Milošević rejiminin sahadaki baş celladı olan Sırp komutan Ratko Mladić, 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’ya adım attığında kameralara bakarak o meşhur tarihi itirafı yapmıştır:
Mladić'in Srebrenitsa'da katlettiği on binlerce masum insan etnik olarak Türk değildi, ana dilleri Türkçe değildi. Ancak Sırp faşizminin genetik hafızasında onlar, Avrupa'nın ortasındaki İslam'ın temsilcisi, Osmanlı'nın mirası ve dolayısıyla "Türk" idiler.
Sonuç olarak; Balkan tarihinde Türklük biyolojik bir ırkın değil, tarihi bir duruşun, dini bir aidiyetin ve direnişin adıdır. Boşnakların asırlar boyu Avrupa'nın ortasında verdikleri var oluş mücadelesi, tam da bu bedeli ödenmiş "Türklük" ruhuyla harmanlanmış bir kimlik mücadelesidir.
İkinci Dünya Savaşı’na kadar uzanan süreçte, Balkanlar’da ve özellikle Bosna coğrafyasında "Türklük" kavramı, dar bir etnik aidiyetin çok ötesinde, dinsel ve medeniyetsel bir kimliğin sembolüydü. Gerek İtalyanca, Fransızca ve Almanca gibi Batı dönemi arşivlerinde gerekse dönemin Boşnakça kaleme alınmış matbu eserlerinde Boşnaklar için sıklıkla "Türk" ifadesinin kullanılması bir dil sürçmesi veya tesadüf değildir. Osmanlı'nın yüzyıllar boyunca uyguladığı "Millet Sistemi"nin sosyolojik bir mirası olarak Türklük; Balkanlar'da kan bağını değil, doğrudan doğruya İslamiyet'i, kültürel aidiyeti ve aynı medeniyet dairesine mensup olmayı ifade ediyordu.
1940'lara kadar Bosna'da "Türk müsün?" sorusuna etnik bir cevap yerine doğrudan "Elhamdülillah" cevabının verilmesi, bu sosyolojik gerçeğin en yalın özetidir. O dönemde Sancak bölgesinde yaşayan bir Arnavut ile bir Boşnak’ı aynı safta birleştiren, onları Ortodoks Sırplardan veya Katolik Hırvatlardan ayıran yegâne tarihi şemsiye "Türk" olmaktı. "Türk", Balkanlar'da Müslüman'ın eşanlamlısıydı.
Bu tarihsel kodlama sadece Müslümanların kendi içsel aidiyetleri için değil, Sırp milliyetçiliğinin "düşman" tanımı için de geçerliydi. Sırp zihniyeti, Boşnakları Balkanlar'dan söküp atılması gereken "öteki" olarak tanımlarken onları her daim "Türkler" (Sırpça pejoratif kullanımıyla Turčin) olarak hedef almıştır.
Bunun en somut ve kan dondurucu kanıtı, Srebrenitsa Soykırımı'nda yaşanmıştır. Bosna kasabı Slobodan Milošević rejiminin sahadaki baş celladı olan Sırp komutan Ratko Mladić, 11 Temmuz 1995’te Srebrenitsa’ya adım attığında kameralara bakarak o meşhur tarihi itirafı yapmıştır:
"Nihayet bu topraklarda Türklerden intikam alma vakti geldi."
Mladić'in Srebrenitsa'da katlettiği on binlerce masum insan etnik olarak Türk değildi, ana dilleri Türkçe değildi. Ancak Sırp faşizminin genetik hafızasında onlar, Avrupa'nın ortasındaki İslam'ın temsilcisi, Osmanlı'nın mirası ve dolayısıyla "Türk" idiler.
Sonuç olarak; Balkan tarihinde Türklük biyolojik bir ırkın değil, tarihi bir duruşun, dini bir aidiyetin ve direnişin adıdır. Boşnakların asırlar boyu Avrupa'nın ortasında verdikleri var oluş mücadelesi, tam da bu bedeli ödenmiş "Türklük" ruhuyla harmanlanmış bir kimlik mücadelesidir.
👍8